Tasarım Duyarlılığı: Tasarımcının Olmazsa Olmazı

Tasarım Duyarlılığı: Tasarımcının Olmazsa Olmazı

Tasarım duyarlılığı oluşturmak zor bir süreç olabiliyor. Zira üniversite yıllarına kadar tasarım üzerine hiçbir çalışma yapmamış olan gençler, tasarımdaki uyum ve dengeyi anlayıp sindirmekte zorlanabiliyorlar. Ben eğitim hayatımda bu tarz şeylerle karşılaştığımda, yıllar önce (1998) ETMK‘nın çıkardığı “Nesnel[1]: Türkiye’de Endüstriyel Tasarım Eğitimi”  kitapçığında yayınlanan Namık Arkun’un şu sözünü hep anıyorum: “Mimari açıdan en çirkin binalar devlet eliyle yapılan ortaokul ve lise binaları oldukça, bu binalarda yetişen kuşaklarda bir form ve tasarım duyarlılığı aramak abestir“. Bu söz gerçekten de tasarım perspektifi ile eğitim öğretim hayatımızı çok güzel özetliyor.

Beynin öğrenme sürecinde psikoloji büyük etkiye sahip. Bize söylenenden çok gördüklerimizi kopyalamaya başlıyoruz. Yetiştiğimiz ortam, çevremizdeki kişiler, olaylar, yapılar ve tespit ettiğimiz her türlü örüntü bize bir özellik veya alışkanlık kazandırıyor. Bütünsel algımız bunu emrediyor. Maalesef ki eğitim gördüğümüz psikolojik, sosyal ve fiziksel ortam, bazı istisnalar dışında, estetik kaygılarımızın gelişimine katkıda bulunmuyor. Bilakis estetik kaygıyı geliştirecek iç mekanizmalarımızı köreltiyor. Bu nedenle tasarım duyarlılığımız gelişmiyor. Hele ki doğrudan ürün tasarımı, mimari tasarım, grafik tasarım yani herhangi bir tasarım disiplinini seçmişsek bu eksikliğimiz, bir dezavantaj olarak, daha çok ortaya çıkıyor.

Tasarım duyarlılığı önemli midir?

İnsan primitif ihtiyaçlarını giderir gidermez estetik ihtiyaçlara yönelir. “Yaşam kalitesi” kavramına da bence bu noktanın katkısı büyük. Toplumun tüm kesimleri maddi imkanları el verdiğince, kendince “estetik” olan metaları edinmeye çalışır. Çok sık rastladığım, eski model ve nispeten ucuz denilebilecek arabaların iç dekorasyonuna para harcayarak onun imajını bir seviye ileri taşıma durumunu buna örnek olarak gösterebilirim. Tabi bunlar yapılırken “kitsch” kavramına kaçılabiliyor. Yine de sahibi manevi tatminini sağlıyor. Kısacası hepimizde bu durum az veya çok var. Bu nedenle bir tasarım duyarlılığı geliştirmek, güzeli ve ruhani olanı elde etmeye çalışırken geçtiğimiz estetik yolundan daha az sorunla ilerlememizi sağlar.

Peki bu tasarım duyarlılığı nasıl gelişir?

Bu duyarlılık, ancak doğru örneklere bakarak ve doğru uyaranlara maruz kalarak gelişebilir. Aslında burada ebeveynlerin rolü büyük. Bir şekilde çocukları bu uyaranlarla buluşturmak gerekmekte. En düşük çabayla, onların arada bir sergileri ya da ücretsiz etkinlikleri görmeleri sağlanabilir. Eğer şartlar elveriyorsa bu konuda eğitim aldırılabilir.
Sonuç olarak, tasarım duyarlılığı, sadece kişisel değil, toplumsal olarak da yaşam kalitemizi etkileyen önemli bir konu. Mimarsinan’ın verdiği muhteşem eserler, Itri’nin tekbir bestesi, Fuzuli’nin su kasidesi, Bach’ın senfonileri ya da roman yazmada Rus yazarların maharetleri hep yaşadıkları çağın kendilerine sunduğu tasarım ve estetik duyarlılığın bir ürünü. O altın dönemler ancak bu şekilde yakalanıyor.
İyi tasarımlar.